DOĞAN, BURSA’DA KÜLTÜRÜ UYANDIRDI

Bursa’nın yetiştirdiği aydınlar arasında yer alan, kültür sözcüsü denilebilecek bir birikime sahip olan Profesör Doktor İsmail Doğan,  ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’ seminerinde katılan Bursalıların geçmişleriyle arasındaki perdeyi araladı.

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Kütüphanesi, “Somut Olmayan Kültürel Miras” seminerinde Prof. Dr. İsmail Doğan’ı ağırladı. Seminere Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Muhsin Özlükurt da katıldı. Bursa Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanan seminere konuk olan Doğan, köydeki toplumsal düzen ve değişim ile ilgili katılımcılarla sohbet etti.

Bursa Araştırmaları Merkezi Köy Ekibi Koordinatörü Cengiz Bütün, ilk olarak ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’ projesinde çalışan gönüllü araştırmacılara çalışmalarından dolayı teşekkür etti. Bütün, “Bursa’nın geçmişini, Bursa’ya kimlik kazandıran ne varsa zapta geçirerek belediyede bellek oluşturduk. Bu sayede gelecek nesiller geçmişini öğrenerek yetişecekler. 130 köyün yayınları hazırlık aşamasında, ikinci külliyat kısa zaman sonra kamuoyuna sunulacak. Köylerde Anadolu Erenleri, Karacaoğlan, Aşık Garibi, Köroğlu gibi değerler olan tarihe geçecek 130 köy yayını daha baskı aşamasına gelmiştir.” dedi.

Somut Olmayan Kültürel Miras seminerinin  açılış konuşmasında Cemil Menteşe toplumun önemi hakkında bilgiler verdi. Menteşe,” 7 yıldır Bursa Araştırmaları Merkezi personeli ve gönüllülerden oluşan ekiple Bursa’nın köylerinde araştırmalar yapıldığını, yapılan çalışmalarda gelenekten göreneğe, sofra kültüründen unutulmaya yüz tutmuş ananelerimize kadar kayıt ve arşiv çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalar kapsamında 8 ciltten oluşan külliyat, ninni albümü ve türkü albümü gibi yayınlar hazırlanmıştır.” diye konuştu.

 

Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Muhsin Özlükurt da Bursa Araştırmaları Merkezinin çalışmalarını takdir ederek. Geçmişimize sahip çıkılmasından dolayı memnun olduğunu ifade etti. Özlükurt, “Bursa tarih ve kültürel mirasta öncü bir şehir, tarihi ne varsa gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz ve hemen açılışlarını yapıyoruz. Ördekli, İbrahim Paşa Kültür Merkezi bunlara örnektir. Bursa bu bakımdan çok zengin burada yaşadığımızdan dolayı çok mutluyum. Hocamız İsmail Doğan da Bursalı” dedi. Ardından Muhsin Özlükurt, İsmail Doğan’a hediye takdiminde bulundu.

“Köy yaşamı değerlidir”

Doğan katılımcılara bilgilerini aktardığı seminerde anılarını da paylaştı. Anlattıklarıyla dinleyicilerin ilgisini toplayan Doğan, kültür ile aramıza sokulan mesafeyi aşabilmek için bakmamız gerek ilk yerin köylerimiz olduğunu vurguladı. Doğan, “Bursalılarla ara sıra bilgimizi paylaşıyoruz ve hasret gideriyoruz. Bir gün kahvaltıda dışarıdan bir ses geldi, arkadaşlardan biri durun dedi. Soruyorum size; yetmişli yıllarda üniversite öğrencilerini gruptan bir arkadaş hangi ses için susturmuş olabilir? Bu bir eşek sesiydi. O sesi özlediği için yaptı bunu. Tezek kokusu, eşek sesi, ezan sesi gibi sesler sizin erken dönem aidiyetinizi imgeler halinde oluşturur ve pekiştirir. Dünyanın neresine giderseniz gidin sizi bulur. ABD’li bir sosyolog, ‘Bir insanı bir şehirden çıkarabilirsiniz, ama bir şehri bir insandan çıkaramazsınız, diyor.’ Köy yaşamı değerlidir. Sosyologlar gelişme köyden kente doğrudur der. Elbette zorunlu nedenlerle köyden kente doğru bir evrim vardır. Köyde yüz yüze ilişkiler egemendir. Güçlü olanlar zayıflar üzerinde her türlü avantajlı durumdadır. Avantajın dışında kalanlar kaçınılmaz olarak birilerinin himayesinde olurlar. Batıda köylülerin yaşam alanı son derece sınırlıdır. Efendilerinin izni olmadan şehre gidemez köylüler batıda. Aydınlar, köylüye dedikoducu ve bir garip mahluk olarak bakmıştır. Batı’ya baktığımızda böyle bir köylü imgesiyle karşı karşıyayız. Bizim tarihimizde ise köylülerin kültüre katkı vermeleri, şehrin kültür damarlarında bir ünite olmaları vardır. Ancak bizim yazarlarımızda da batıya benzer söylemler yer alır. Bizim köylere ilişkin bulguları bir takım seyahatnamelerde görebiliriz. Oralardaki bazı hikâyelerde şehirlilerin köylülere bakış açılarını ve köydeki hayatın nasıl işlediğini anlayabiliyoruz.” şeklinde konuştu.

Olmazsa olmaz: yerleşik kültür

Doğan, “Benim çocukluğum Mudanya’nın Bademli köyünde geçti. Artık orası köy değil. Fatıma Fahri Nüsa Hanım’ın seyahatnamesinde yazıyor; Mudanya’dan Acemler’e 4 saatte gidiyor o zamanlar. Bademli’ye bir müteahhit geliyor, bağ bahçe her şeyi satın almak istiyor. Köylülerin yüzde doksanı kabul ediyor. Yerleşik kültürü, olguyu oturtamazsanız medeniyeti kuramazsınız. Kültür olmadan uygarlık olmaz. Allahtan son dönem belediyeleri kültür ve kent motiflerinin ortaya çıkmasında güzel örnekler oluşturuyor. İşin özü, kültür bir yaşam biçimidir. Köyü yerle bir etseniz de yerleşim biçimi vardır. Gitmesek de görmesek de bizim köyümüzdür dediğimiz o dümeni tüten evlerdir. Sırtınızı çevirdiğiniz bir köylü söylemdir, retoriktir, reaksiyondur. Türk kültürü köye yönelik çok büyük yabancılaşma yaşadı. Kaderci anlayışın, insanı dış dünyadan çeken, yorgun refleksleriyle ilişkilendirebilirsiniz. Bana sorarsanız hepsi var. Bir ülkenin aydınları genel kitlenin rehberleridir, kılavuzudur. O halde eğer bu yorgunluğu dönüştüremediysek en büyük sorunlusu elbette geçmiş dönemin politik felsefesi ve aydınlar grubudur. Biz de yeni demek, eskinin ortadan kaldırılmasıdır. Her yenilik eskiye bir darbe olarak gelir. Yıkacaksınız, örseleyeceksiniz, onun üzerine yapacaksınız.” İfadelerini kullandı.

“Yeniyi, eskiden vazgeçmek sanıyorlar”

Doğan şöyle devam etti: “Aile Araştırma Kurumu vardı. Türk kültürüyle alakalı araştırmalar yapan başarılı bir kurumdu. Bu şurada akademisyenler, entelektüeller ve STK’lardan oluşan gruplar bir otelde buluştu. Kalabalık olmadı. Tesadüfen oturduğum masaya Halit Refik oturdu. Bir şeyi eksik yaptınız dedi. Hülya Avşar’ı çağırsaydınız bak nasıl kalabalık olurdu… Bir gün Ankara Cebeci kampüsünde bir hareketlilik var. Hocam Beyazıt Öztürk geldi dediler. 90’ların başında. İzdihamdan giremedim. Merak ettim, biz o kadar araştırma yapıyoruz gelen giden olmuyor. Söylemeden edemeyeceğim kekre diliyle sayın seyirciler diye girdi. Ya Bursa’da Cumalıkızık diye bir köy varmış. Ya bir köy 700 yıl nasıl değişmez anlayın işte neden gelişmiyoruz? dedi. Bilinçaltına öyle bir mesaj veriyor ki yeni çok önemli eski tü kaka…”

“Köylünün jargonu değişik ama samimidir”

Köyün jargonunu iletişim dilini anlamak olduğunu söyleyen Doğan, ” Köy kültüründe birbirleriyle espri türleri argodur, ama bunu anlamamız lazım. Köylünün jargonu değişiktir. Köy, sosyolojik teoriye göre değişimin statik halde bir başlangıç noktasıdır ve insanların yerleşik kültürü geliştirmesiyle işler. Kaşgarlı Mahmut, bozulmayan dil köyünden çıkmayan insandadır diyor. Eğer bozulmak istemiyorsanız evinizden çıkmayın. Çıkınca kültür etkileşimine gireceksiniz.  Somut Olmayan Kültürel Miras projesinin adeta insanları çok güzel bir bilgiyle aydınlatacağını düşünüyorum. Türkiye kamuoyuna mal edilecek çalışmalara ihtiyacımız var. Yemin ediyorum ki inanılmaz bir ürün ortaya çıkmış. Eğer bir kültürden söz ediyorsak, o geçmişi yerleşik kültürün ilk milleti olan köylülere sırt çevirerek yapamayız. Bu organizasyonun kendi çalışmalarını ulusal düzeye çıkarabilecek bir zemin oluşturulması lazım. Ama önce kendi zeminine sahip çıkacak. Kapalı toplum, yüz yüze ilişkilerin egemen olduğu, kanaat önderlerinin etrafında toplanan, formel hukuk değil, informel kurallarla yürüyen toplumdur.”dedi.

“Dönüşüm kaçınılmazdır”

Kaçınılmaz bir dönüşüm içerisinde olduğumuzu vurgulayan İsmail Doğan,  “1923’ten önce ABD’li sosyologlar Türkiye’ye geliyor. 1923’e kadar Anadolu’da araştırmalar yapıyorlar. Sonuçlardan birisi şu bu topraklar 40 bin yerleşimden meydana gelen bir köy topluluğudur. Yakın dönemde burada bir ulus devlet kurulacak. Savaş yorgunu olan bir ülke aydınlarını, öğrencilerini, bilim adamlarını savaşta kaybetmiş bir toplum… Köylü nüfus yüzde 80 civarında o zamanlar. 80 milyon nüfusun 7 bini köy şu an. Köylü demografiyi gerçek anlamda köylü olmaktan çıkardık mı? Ne köylü, ne kasabalı bir garip insanla karşı karşıyayız. Bursa Kültür Araştırmaları Merkezi’ne malzeme olan köylü bakirdir. Türküleriyle besteleriyle her türlü söylemiyle bu köylüdür. Bu köy bizleri bekliyor. Hem kültürel anlamda kente entegrasyonu anlamında hem de yeteneklerinin ihya edilmesi anlamında ancak mümkün olabilir.”açıklamasında bulundu.

“Ülkenin köylere ihtiyacı var”

Kapalı toplumun özelliklerine değinen Doğan, “Güneydoğu Anadolu sorunları için aşiret reislerini Ankara polis evine çağırdılar. Birkaç gün sonra da genç bir aşiret reisi gazeteye röportaj verdi. Gazeteci soruyor biz aşiretin ne olduğunu çok bilmiyoruz. Gerçekten aşiret reisinin sözünden dışarı çıkılmaz mı? Diyor ki bir aşiret üyesi reisin istemediği partiye oy verirse ne olur? Kimse günlük hayattaki kuralların üstüne çıkamaz. Çıkarsa yalnız kalır diyor. Köyün yoksul çocuğu ortaya çıkmaya başlayınca elbette imrenirler ama onun başarısını çekemezler. Kapalı toplum böyle bir şey. Bazı kentleri kapalı toplum bazılarını açık toplum olarak nitelendiriyoruz. Kendinizden olmayana karşı aşağılık kompleksi. Önce kendi değerlerinize sahip çıkacaksınız. Kendi değerleriniz üzerinden dış dünyaya açılacaksınız. Şehirlerin politik kültüre olan ihtiyacı kadar o şehirlere yüzyıllardır değirmenine, caddesine, bulvarına sahip olan köylere de ihtiyacı var.” şeklinde konuştu. Program sonunda; Kütüphane Şube Müdürü Ayşe Hacıoğlu Bursa kitapları, Bursa Orhaneli Merkez Akalan Köyü Derneği adına Başkan Hüseyin Tez ise köy ekmeği hediye etti.

Seminer_BursaTV (9) Seminer_BursaTV (12) Seminer_BursaTV (11) Seminer_BursaTV (8) Seminer_BursaTV (7) Seminer_BursaTV (3) Seminer_BursaTV (4) Seminer_BursaTV (5) Seminer_BursaTV (6) Seminer_BursaTV (2) Seminer_BursaTV (1)